Genel

Vergi mahkemesine sunulan esasa etkili itirazların, yargı yerince ve daha sonra üst mahkemece karar gerekçesinde değerlendirilmemesi, gerekçeli karar hakkı açısından adil yargılanmanın ihlali anlamına gelir. AYM, Başvuru Numarası : 2015/278, Karar Tarihi : 9/5/2019

  1. Başvuru, vergi incelemesi sonucu vergi ziyaı cezalı banka ve sigorta
    muameleleri vergisi tarh edilmesinden dolayı açılan davada esasa etkili iddialarının
    karşılanmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının; hukuka aykırı karar verilmesi nedeniyle
    de hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
    II. BAŞVURU SÜRECİ
  2. Başvuru 31/12/2014 tarihinde yapılmıştır.
  3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden
    sonra Komisyona sunulmuştur.
  4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından
    yapılmasına karar verilmiştir.
  5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin
    birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
  6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık)
    gönderilmiştir. Bakanlık görüş bildirmiştir.
  7. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.
    III. OLAY VE OLGULAR
  8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir:
    Başvuru Numarası : 2015/278
    Karar Tarihi : 9/5/2019
    2
    UYAP Bilişim Sistemindeki bu dokümana http://vatandas.uyap.gov.tr adresinden 77Qq6Ca – H59tzaf – TdTOgAt – tvP+ok= ile erişebilirsiniz.
  9. Başvurucu 13/2/2011 tarihli ve 6111 sayılı Bazı Alacakların Yeniden
    Yapılandırılması ile Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ve Diğer Bazı
    Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’un
    yürürlüğe girmesi ile birlikte anılan Kanun kapsamında 2006, 2007, 2008 ve 2009 vergi
    dönemlerine ilişkin kendisine ve şirketine ait vergi borçlarının yapılandırılmasını talep
    etmiştir. Bu talep üzerine başvurucunun ve ortağı bulunduğu şirketlerin söz konusu yıllara ait
    vergi borçları yapılandırılmıştır.
  10. Vergi İdaresi başvurucuyu yasa dışı ikrazatçılık faaliyetinden dolayı elde ettiği
    faiz gelirini beyan etmediği gerekçesiyle 8/12/2011 tarihinde takdir komisyonuna sevk
    etmiştir. Başvurucunun 2006 yılına ait işlemlerinin yasa dışı ikrazatçılık faaliyeti yönünden
    bu şekilde takdir komisyonuna sevki neticesinde ise 16/12/2012 tarihli Vergi İnceleme
    Raporu düzenlenmiştir. Anılan rapor uyarınca ilgili dönemde yasa dışı ikrazatçılık
    faaliyetinde bulunduğu tespit edilen başvurucu tarafından beyan edilmediği iddia edilen
    banka ve sigorta muameleleri vergisi nedeniyle 2006 yılı vergi dönemine ait toplam
    17.271,70 TL vergi ziyaı cezalı banka ve sigorta muameleleri vergisi tarh edilmiştir.
  11. Başvurucu tarafından vergi ziyaı cezalı banka ve sigorta muameleleri vergisi
    için 24/1/2013 tarihinde ve süresi içinde uzlaşma talep edilmiştir. 6/3/2013 tarihinde uzlaşma
    toplantısı yapılmış ancak uzlaşmaya varılamamıştır.
  12. Başvurucu söz konusu vergi ziyaı cezalı banka ve sigorta muameleleri vergisine
    karşı 15/3/2013 tarihinde İstanbul 2. Vergi Mahkemesinde (Mahkeme) iptal davası açmıştır.
    Dava dilekçesinde; vergi ve cezaların dayanağı raporun başvurucuya tebliğ edilmediği,
    başvurucunun beyaz eşya alım ve satımı ile uğraştığı herhangi bir ivaz karşılığı borç verme
    işiyle ilgilenmediği, idarece kesilen vergi/ceza ihbarnamelerinin zamanaşımı süresinin
    dolduğu, vergi cezalarının dayanağının gösterilmediği, başvurucunun banker sıfatı
    bulunmadığından 13/7/1956 tarihli ve 6802 sayılı Gider Vergileri Kanunu’nun kapsamında
    başvurucu adına banka ve sigorta muameleleri vergisinin tarh edilmesinin hukuken mümkün
    olmadığı, başvurucuya ait tüm vergi borçlarının 6111 sayılı Kanun kapsamında
    yapılandırıldığından yapılandırılan vergi dönemlerine ait tekrar vergi tahakkuk ettirilmesinin
    hukuka aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
  13. Mahkeme 12/11/2013 tarihinde davanın reddine karar vermiştir. Kararın
    gerekçesinde, başvurucunun ihtilaflı dönemde yasa dışı ikrazatçılık faaliyetinde bulunduğuna
    dair tanık anlatımlarına işaret edilmiştir. Mahkeme, bu dönemde elde edildiği tespit edilen
    Takdir Komisyonu geliri üzerinden yapılan vergi ziyaı cezalı banka ve sigorta muameleleri
    vergisi tarhiyatında hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varmıştır.
  14. Başvurucunun itirazı İstanbul Bölge İdare Mahkemesinin 21/5/2014 tarihli
    kararıyla reddedilerek hüküm onanmıştır. Başvurucu Şirketin karar düzeltme talebi de Bölge
    İdare Mahkemesince 13/10/2014 tarihinde reddedilmiştir.
  15. Nihai karar, başvurucuya 3/12/2014 tarihinde tebliğ edilmiştir.
  16. Başvurucu 31/12/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
    Başvuru Numarası : 2015/278
    Karar Tarihi : 9/5/2019
    3
    UYAP Bilişim Sistemindeki bu dokümana http://vatandas.uyap.gov.tr adresinden 77Qq6Ca – H59tzaf – TdTOgAt – tvP+ok= ile erişebilirsiniz.
    IV. İLGİLİ HUKUK
    A. Ulusal Hukuk
  17. 4/1/1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 114. maddesinin ilgili
    kısımları şöyledir:
    “Vergi alacağının doğduğu takvim yılını takip eden yılın başından başlayarak beş yıl
    içinde tarh ve mükellefe tebliğ edilmeyen vergiler zamanaşımına uğrar.
    (İptal ikinci fıkra: Anayasa Mahkemesinin 15/10/2009 tarihli ve E.: 2006/124, K.:
    2009/146 sayılı Kararı ile.; Yeniden düzenleme: 23/7/2010-6009/8 md.) Şu kadar ki, vergi
    dairesince matrah takdiri için takdir komisyonuna başvurulması, zamanaşımını durdurur.
    Duran zamanaşımı mezkûr komisyon kararının vergi dairesine tevdiini takip eden günden
    itibaren kaldığı yerden işlemeye devam eder. Ancak işlemeyen süre her hâl ve takdirde bir
    yıldan fazla olamaz.
    …”
  18. 213 sayılı Kanun’un 341. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
    “Vergi ziyaı, mükellefin veya sorumlunun vergilendirme ile ilgili ödevlerini zamanında
    yerine getirmemesi veya eksik yerine getirmesi yüzünden, verginin zamanında tahakkuk
    ettirilmemesini veya eksik tahakkuk ettirilmesini ifade eder
    …”
  19. 213 sayılı Kanun’un 374. maddesi şöyledir:
    “Aşağıda yazılı süreler geçtikten sonra vergi cezası kesilmez:
  20. (Değişik: 23/6/1982 – 2686/42 md.) Vergi ziyaı cezasında cezanın bağlı olduğu
    vergi alacağının doğduğu takvim yılını takip eden yılın birinci gününden; 353 ve mükerrer
    355 nci maddeler uyarınca kesilecek usulsüzlük cezalarında, usulsüzlüğün yapıldığı yılı
    takip eden yılın birinci gününden başlayarak beş yıl (114 ncü maddenin ikinci fıkrası hükmü
    ceza zamanaşımı için de geçerlidir.);
  21. Usulsüzlükte, usulsüzlüğün yapıldığı yılı takip eden yılın birinci gününden
    başlayarak iki yıl;
    (Değişik: 22/7/1998 – 4369/81 md.) Ancak 336 ncı madde hükmüne göre vergi ziyaı
    cezası ile usulsüzlüğün birleşmesi halinde kesilecek ceza, vergi ziyaı cezası için belli edilen
    zamanaşımı süresi içinde kesilir.
    Bu süreler içinde ceza ihbarnamesi tebliğ edilmekle zamanaşımı kesilmiş olur.”
  22. 213 sayılı Kanun’un geçici 28. maddesi şöyledir:
    “1/1/2005 tarihinden önceki dönemlere ilişkin olarak, bu maddenin yürürlüğe girdiği
    tarihten önce matrah takdiri için takdir komisyonuna sevk edilmiş olup, komisyonca takdir
    edilen matrah üzerinden 31/12/2012 tarihine kadar tarh ve tebliğ edilmeyen vergiler
    zamanaşımına uğrar. Bu hüküm, 374 üncü maddede yer alan ceza kesmede zamanaşımı
    açısından da uygulanır.”
    Başvuru Numarası : 2015/278
    Karar Tarihi : 9/5/2019
    4
    UYAP Bilişim Sistemindeki bu dokümana http://vatandas.uyap.gov.tr adresinden 77Qq6Ca – H59tzaf – TdTOgAt – tvP+ok= ile erişebilirsiniz.
  23. 6802 sayılı Kanun’un 28. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:
    “Bankerlerin yapmış oldukları banka muamele ve hizmetleri dolayısıyla kendi lehlerine
    her ne nam ile olursa olsun nakden veya hesaben aldıkları paralar (kendileri veya başkaları
    hesabına menkul kıymet alıp satmayı, alım-satıma tavassut etmeyi veya alıp sattıkları
    menkul kıymet karşılığı borçları ödemeyi taahhüt etmeyi meslek haline getirenlerin bu
    faaliyetleri dolayısıyla lehlerine kalan paralar ile mevduat faizi vermek veya sair adlarla
    faiz ve benzeri menfaatler sağlamak üzere devamlı olarak para toplama işiyle uğraşanların
    topladıkları paralara sağladıkları gelir ve menfaatler üzerinden komisyon, ücret, hizmet
    karşılığı gibi adlarla aldıkları paralar dahil) da banka muameleleri vergisine tabidir”
  24. 30/9/1983 tarihli ve 90 sayılı Ödünç Para Verme İşleri Kanun Hükmünde
    Kararname’nin 3. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
    “Bu Kanun Hükmünde Kararnamede geçen;
    a) İkrazatçı: Devamlı ve mutad meslek halinde, faiz veya her ne ad altında
    olursa olsun bir ivaz karşılığı veya ipotek almak suretiyle,ödünç para verme işleriyle
    uğraşan veya ödünç para verme işlerine aracılık eden ve kendilerine faaliyet izni verilen
    gerçek kişileri,

    İfade eder.”
    B. Uluslararası Hukuk
  25. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi
  26. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 6. maddesinin (1) numaralı
    fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:
    “Herkes medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda
    kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız
    ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve
    açık olarak görülmesini isteme hakkına sahiptir.”
  27. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Kararı
  28. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Sözleşme’nin 6. maddesinin bir
    mahkeme önünde medeni hak ve yükümlülüğe ilişkin bir iddiada bulunma hakkını güvence
    altına aldığını, mahkemenin teşkilatının ve yargılamanın yürütülmesinin bu güvencenin
    kapsamında olduğunu (Golder/Birleşik Krallık [GK], B. No: 4451/70, 21/2/1975, § 36) ve
    davalarda adil yargılanma koşullarını yerine getirme yükümlülüğünün ulusal makamlara ait
    olduğunu ifade etmiştir (Dombo Beheer B.V./ Hollanda, B. No: 14448/88, 27/10/1993, § 33).
  29. AİHM, Sözleşme’deki hakların etkili bir biçimde korunması için davaya bakan
    mahkemelerin Sözleşme’nin 6. maddesine göre tarafların dayanaklarını, iddialarını ve
    delillerini etkili bir biçimde inceleme görevi olduğunu belirtmiştir (Dulaurans/Fransa, B. No:
    34553/97, 21/3/2000, § 33; Kraska/İsveç, B. No: 13942/88, 19/4/1993, § 30).
    Başvuru Numarası : 2015/278
    Karar Tarihi : 9/5/2019
    5
    UYAP Bilişim Sistemindeki bu dokümana http://vatandas.uyap.gov.tr adresinden 77Qq6Ca – H59tzaf – TdTOgAt – tvP+ok= ile erişebilirsiniz.
    V. İNCELEME VE GEREKÇE
  30. Mahkemenin 9/5/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip
    gereği düşünüldü:
    A. Gerekçeli Karar Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
  31. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü
  32. Başvurucu; zamanaşımına yönelik itirazı ile esasa ilişkin hiçbir iddiasının
    Mahkemece değerlendirilmediğini, mahkeme kararının dosyada ileri sürülen iddiaları ve
    maddi olguları açıklamadığını belirterek hak arama hürriyetinin ve gerekçeli karar hakkının
    ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
  33. Bakanlık görüşünde, başvurucunun açtığı dava üzerine verilen Mahkeme
    kararının uyuşmazlık konusu vergi ile cezalarla ilgili yeterli gerekçeler içerdiği belirtilmiştir.
    Bakanlık bununla birlikte başvurucunun zamanaşımına ilişkin iddiasının vergi mahkemesi
    veya bölge idare mahkemesi tarafından ayrıca cevaplandırılması gereken bir iddia olup
    olmadığı dolayısıyla olayda mahkemelerce verilen kararların içerdiği gerekçelerin
    başvurucunun zamanaşımı iddiası bakımından gerekçeli karar hakkının gerekliliklerine
    uygun olup olmadığı konusunda takdirin Anayasa Mahkemesine ait olduğunu ifade etmiştir.
  34. Değerlendirme
  35. Anayasa’nın “Hak arama hürriyeti” kenar başlıklı 36. maddesinin birinci
    fıkrası şöyledir:
    “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde
    davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.”
  36. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki
    nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder (Tahir
    Canan, § 16). Başvurucunun iddiasının adil yargılanma hakkının güvenceleri arasında yer
    alan gerekçeli karar hakkı kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.
    a. Kabul Edilebilirlik Yönünden
  37. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini
    gerektirecek başka bir nedeni de bulunmadığı anlaşılan gerekçeli karar hakkının ihlal
    edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
    b. Esas Yönünden
  38. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasında herkesin adil yargılanma hakkına
    sahip olduğu belirtilmiş ancak gerekçeli karar hakkından açıkça söz edilmemiştir. Bununla
    birlikte Anayasa’nın 36. maddesine “adil yargılanma” ibaresinin eklenmesine ilişkin
    gerekçede, Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerle de güvence altına alınan adil
    yargılama hakkının madde metnine dâhil edildiği vurgulanmıştır. Nitekim Sözleşme’nin 6.
    maddesinin (1) numaralı fıkrasındaki hakkaniyete uygun yargılanma hakkının kapsamına
    Başvuru Numarası : 2015/278
    Karar Tarihi : 9/5/2019
    6
    UYAP Bilişim Sistemindeki bu dokümana http://vatandas.uyap.gov.tr adresinden 77Qq6Ca – H59tzaf – TdTOgAt – tvP+ok= ile erişebilirsiniz.
    gerekçeli karar hakkının da dâhil olduğu AİHM’in birçok kararında vurgulanmıştır.
    Dolayısıyla Anayasa’nın 36. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının gerekçeli
    karar hakkı güvencesini de kapsadığının kabul edilmesi gerekir (Abdullah Topçu, B. No:
    2014/8868, 19/4/2017, § 75).
  39. Anayasa’nın 141. maddesinin üçüncü fıkrasında da “Bütün mahkemelerin her
    türlü kararları gerekçeli olarak yazılır.” denilerek mahkemelere kararlarını gerekçeli yazma
    yükümlülüğü yüklenmiştir. Anayasa’nın bütünlüğü ilkesi gereği anılan Anayasa kuralı da
    gerekçeli karar hakkının değerlendirilmesinde gözönünde bulundurulmalıdır.
  40. Gerekçeli karar hakkı, kişilerin adil bir şekilde yargılanmalarını sağlamayı ve
    denetlemeyi amaçlamaktadır. Tarafların muhakeme sırasında ileri sürdükleri iddialarının
    kurallara uygun biçimde incelenip incelenmediğini bilmeleri ve ayrıca demokratik bir
    toplumda, kendi adlarına verilen yargı kararlarının sebeplerini toplumun öğrenmesinin
    sağlanması için de gereklidir (Sencer Başat ve diğerleri [GK], B. No: 2013/7800, 18/6/2014,
    §§ 31, 34).
  41. Mahkemelerin anılan yükümlülüğü, yargılamada ileri sürülen her türlü iddia ve
    savunmaya karar gerekçesinde ayrıntılı şekilde yanıt verilmesi gerektiği şeklinde
    anlaşılamaz. Ancak derece mahkemeleri, kendilerine sunulan tüm iddialara yanıt vermek
    zorunda değilse de (Yasemin Ekşi, B. No: 2013/5486, 4/12/2013, § 56) davanın esas
    sorunlarının incelenmiş olduğu gerekçeli karardan anlaşılmalıdır.
  42. Bir kararda tam olarak hangi unsurların bulunması gerektiği davanın niteliğine
    ve koşullarına bağlıdır. Muhakeme sırasında açık ve somut bir biçimde öne sürülen iddia ve
    savunmaların davanın sonucuna etkili olması, başka bir deyişle davanın sonucunu
    değiştirebilecek nitelikte bulunması hâlinde davayla doğrudan ilgili olan bu hususlara
    mahkemelerce makul bir gerekçe ile yanıt verilmesi gerekir (Sencer Başat ve diğerleri, § 35).
  43. Aksi bir tutumla mahkemenin, davanın sonucuna etkili olduğunu kabul ettiği bir
    husus hakkında ilgili ve yeterli bir yanıt vermemesi veya yanıt verilmesini gerektiren usul
    veya esasa dair iddiaların cevapsız bırakılmış olması hak ihlaline neden olabilecektir (Sencer
    Başat ve diğerleri, § 39).
  44. Başvurucu tarh zamanaşımı süresinin dolduğu yönündeki iddiasının
    mahkemeler tarafından incelenmediği hususundan yakınmaktadır.
  45. 213 sayılı Kanun’un 114. maddesinde vergi alacağının doğduğu takvim yılını
    takip eden yılın başından başlayarak beş yıl içinde tarh ve mükellefe tebliğ edilmeyen
    vergilerin zamanaşımına uğrayacağı belirtilmiştir. Bununla beraber vergi dairesince matrah
    takdiri için takdir komisyonuna başvurulmasının, zamanaşımını durduracağı; duran
    zamanaşımının mezkûr takdir komisyonu kararının vergi dairesine tevdiini takip eden günden
    itibaren kaldığı yerden işlemeye devam edeceği hükme bağlanmıştır.
  46. Somut olayda başvurucunun 2006 yılına ilişkin yasa dışı ikrazatçılık
    faaliyetinden dolayı elde ettiği faiz gelirini beyan etmediği gerekçesiyle başvurucu adına
    vergi ziyaı cezalı banka ve sigorta muameleleri vergisi tarhiyatı yapılmıştır. Vergi idaresi,
    1/1/2007 tarihinden itibaren işlemeye başlayan beş yıllık tarh zamanaşımı süresinin
    dolmasına 23 gün kala işlem dosyasını takdir komisyonuna sevk etmiştir. Buna göre takdir
    komisyonu kararının vergi idaresine ulaştığı tarihten itibaren 23 gün içinde verginin tarh
    edilmemesi ve aynı süre içinde başvurucuya tebliğ edilmemesi halinde tarh zamanaşımı söz
    konusu olabilecektir.
    Başvuru Numarası : 2015/278
    Karar Tarihi : 9/5/2019
    7
    UYAP Bilişim Sistemindeki bu dokümana http://vatandas.uyap.gov.tr adresinden 77Qq6Ca – H59tzaf – TdTOgAt – tvP+ok= ile erişebilirsiniz.
  47. Görüldüğü üzere başvurucunun zamanaşımı iddiası temelsiz olmayıp
    uyuşmazlığın sonucunu etkileyebilecek niteliktedir. Bu nedenle zamanaşımı iddiasının derece
    mahkemelerince ilgili ve yeterli bir gerekçe ile karşılanması gerekmektedir. Buna karşın ilk
    derece mahkemesinin bireysel başvuruya konu kararında, başvurucunun uyuşmazlık konusu
    vergi ve ceza ihbarnamelerinin zamanaşımı süresinin geçtikten sonra düzenlendiği iddiasını
    karşılar mahiyette herhangi gerekçeye yer verilmediği görülmektedir. Diğer taraftan istinaf
    talebi üzerine Bölge İdare Mahkemesi kararında da bu iddia ve itiraza yönelik herhangi bir
    açıklama bulunmamaktadır.
  48. Sonuç olarak başvurucunun uyuşmazlığın çözümü için esaslı nitelikteki
    belirtilen iddia ve itirazları derece mahkemelerince konu ile ilgili makul ve yeterli bir gerekçe
    ile karşılanmamıştır. Bu sebeple yargılama süreci bir bütün olarak değerlendirildiğinde
    başvurucunun gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.
  49. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde güvence
    altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamında gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine karar
    verilmesi gerekir.
    B. Diğer İhlal İddiaları
  50. Başvurucu; ceza ihbarnamelerinin dayanağını oluşturan vergi tekniği raporunun
    yetersiz olduğunu, aleyhine vergi tarhiyatı yapılan çeklerin şahsına ait olmadığını, senetlerin
    ise tamamının salt ticari faaliyetler sonucu edinildiğini belirtmiştir. Başvurucu, vergi ve
    cezaların dayanağı olan vergi tekniği raporunun tarafına tebliğ edilmediğini ileri sürmektedir.
    Başvurucu ayrıca söz konusu belgelere karşı beyanlarını dile getiremediğinden dolayı
    savunma hakkının ihlal edildiğinden yakınmaktadır. Başvurucu nihayet kararın adil olmadığı
    gerekçesiyle de hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
  51. Somut başvuruda başvurucunun adil yargılanma hakkı kapsamında gerekçeli
    karar hakkının ihlal edildiğine karar verildiğinden bu aşamada diğer ihlal iddialarının
    incelenmesine gerek görülmemiştir.
    C. 6216 Sayılı Kanun’un 50. Maddesi Yönünden
  52. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama
    Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:
    “(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da
    edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan
    kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir…
    (2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını
    ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir.
    Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine
    tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir.
    Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında
    açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar
    verir.”
    Başvuru Numarası : 2015/278
    Karar Tarihi : 9/5/2019
    8
    UYAP Bilişim Sistemindeki bu dokümana http://vatandas.uyap.gov.tr adresinden 77Qq6Ca – H59tzaf – TdTOgAt – tvP+ok= ile erişebilirsiniz.
  53. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hak ve hürriyetin ihlal edildiğine karar
    verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırıldığından söz edilebilmesi için temel
    kural, mümkün olduğunca eski hâle getirmenin, yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin
    sağlanmasıdır. Bunun için ise öncelikle devam eden ihlalin durdurulması, ihlale konu kararın
    veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadan kaldırılması, varsa ihlalin sebep olduğu
    maddi ve manevi zararların giderilmesi, ayrıca bu bağlamda uygun görülen diğer tedbirlerin
    alınması gerekmektedir (Mehmet Doğan [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, § 55).
  54. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere
    hükmedilmeden önce ihlalin kaynağının belirlenmesi gerekir. Buna göre ihlal; idari eylem ve
    işlemler, yargısal işlemler veya yasama işlemlerinden kaynaklanabilir. İhlalin kaynağının
    belirlenmesi uygun giderim yolunun belirlenebilmesi bakımından önem taşımaktadır
    (Mehmet Doğan, § 57).
  55. İhlalin mahkeme kararından kaynaklandığı durumlarda 6216 sayılı Kanun’un
  56. maddesinin (2) numaralı fıkrası ile Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 79. maddesinin (1)
    numaralı fıkrasının (a) bendi uyarınca kural olarak ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak
    için yeniden yargılama yapılmak üzere kararın bir örneğinin ilgili mahkemeye
    gönderilmesine hükmedilir (Mehmet Doğan, § 58).
  57. Buna göre Anayasa Mahkemesince ihlalin tespit edildiği hâllerde yargılamanın
    yenilenmesinin gerekliliği hususundaki takdir derece mahkemelerine değil ihlalin varlığını
    tespit eden Anayasa Mahkemesine bırakılmıştır. Derece mahkemeleri ise Anayasa
    Mahkemesinin ihlal kararında belirttiği doğrultuda ihlalin sonuçlarını gidermek üzere
    gereken işlemleri yapmakla yükümlüdür (Mehmet Doğan, § 59).
  58. Başvurucu, ihlallerin tespiti ile tazminat taleplerinde bulunmuştur.
  59. Anayasa Mahkemesi başvurucunun uyuşmazlığın çözümü için esaslı nitelikteki
    zamanaşımı iddiasının derece mahkemesince tartışılmamış ve karşılanmamış olması
    nedeniyle adil yargılanma hakkı kapsamında gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği sonucuna
    varmıştır. Dolayısıyla somut başvuruda ihlalin mahkeme kararından kaynaklandığı
    anlaşılmaktadır.
  60. Bu durumda gerekçeli karar hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması
    için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmaktadır. Buna göre yapılacak
    yeniden yargılama ise 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrasına göre
    ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına yöneliktir. Bu kapsamda derece
    mahkemelerince yapılması gereken iş, öncelikle ihlale yol açan mahkeme kararının ortadan
    kaldırılması ve nihayet ihlal sonucuna uygun olarak başvurucunun uyuşmazlığın sonucuna
    etkili olabilecek ayrı ve açık yanıt gerektiren iddialarının karşılandığı ilgili ve yeterli bir
    gerekçe oluşturulmak suretiyle yeni bir karar verilmesinden ibarettir. Bu sebeple kararın bir
    örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere İstanbul 2. Vergi Mahkemesine (E.2013/995,
    K.2013/2506) gönderilmesine karar verilmesi gerekir.
  61. Yeniden yargılama yapılmasına karar verilmesi gerekçeli karar hakkının
    ihlalinin sonuçlarının giderilmesi bakımından yeterli görüldüğünden başvurucunun tazminat
    taleplerinin reddine karar verilmesine gerekir.
    Başvuru Numarası : 2015/278
    Karar Tarihi : 9/5/2019
    9
    UYAP Bilişim Sistemindeki bu dokümana http://vatandas.uyap.gov.tr adresinden 77Qq6Ca – H59tzaf – TdTOgAt – tvP+ok= ile erişebilirsiniz.
  62. 226,90 TL harç ve 2.475 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.701,90 TL
    yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.
    VI. HÜKÜM
    Açıklanan gerekçelerle;
    A. Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR
    OLDUĞUNA,
    B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı
    kapsamında gerekçeli karar hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
    C. Diğer ihlal iddialarının ayrıca incelenmesine GEREK OLMADIĞINA,
    D. Kararın bir örneğinin gerekçeli karar hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan
    kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere İstanbul 2. Vergi Mahkemesine
    (E.2013/995, K.2013/2506) GÖNDERİLMESİNE,
    E. Başvurucunun tazminat taleplerinin REDDİNE,
    F. 226,90 TL harç ve 2.475 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.701,90 TL
    yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,
    G. Kararın Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 9/5/2019 tarihinde
    OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s