Genel

Bir Limited Şirket Ortağı Ya Da Müdürü Veyahut Bir Anonim Şirket Yönetim Kurulu Üyesi İçin, Şirketten Tahsil Edilemeyen Kamu Alacağının Kendisinden Tahsil Edilmesi Amacıyla Hakkında Cebren Yapılan Takibin Hangi Aşamasında Dava Açması Maksimum Hukuki Koruma Sağlar?

6183 sayılı Kanun’a göre limited şirket ortağı, anonim şirket ve limited şirket kanuni temsilcisi ilgili olduğu şirketten tahsil edilemeyen kamu alacaklarından sorumlu tutulmuşlardır. Sorumlulukta temel kriter herkesin kendi vergilendirme döneminden sorumlu olmasıdır. Bu nedenle verginin vadesi sorumluluğun tespiti bakımından önemsizdir. Sorumluluk demişken, VUK 10. maddesinin işletilebilmesi için kusur gerekirken, 6183 sayılı Kanun kapsamdaki bir takipte kusur, bir koşul olarak belirtilmemiştir.

Sorumluluğun başlangıcı ise genelde şirket tarafından verilen beyannameler üzerine vadelerinde ödenmeyen vergiler veya yapılan vergi incelemesi nedeniyle resen tarh edilen cezalı vergilerin tebliğ edilmesine dayanmaktadır. Şirketle takip muamelelerinin başladığı sırada ilişkili olmanın sorumluluğa etkisi olmamakla birlikte, şirketten ayrılmış ortak veya kanuni temsilci, beyan üzere tahakkuk eden vergileri bir kenara bırakırsak, çoğu zaman inceleme neticesinde tarh edilen kamu alacaklarından haberdar olamamaktadır. Böylece kendi dönemleri ile ilgili asli sorumlu şirket hakkında düzenlenen ihbarnameler ile ödeme emirlerine karşı şirketin dava açması, açamaması veya açamaması hallerinde itiraz beyan edememekte ve bu safhada kendilerini savunma fırsatını bulamamaktadırlar.

Dava açılmaksızın ya da açılan davanın reddi üzerine veya dava derdest iken tahsil edilemeyeceği anlaşılan kamu alacağının ortak veya kanuni temsilciden aranması için doğrudan ödeme emri düzenlemektedir. Kural olarak ödeme emri aşamasına gelmiş bir uyuşmazlık için yalnız, borcun tamamının veya bir kısmının ödendiği/bulunmadığı ya da tarh/tahsil zaman aşımına uğradığı itirazları ileri sürülebilse de, doğrudan cebri takip işlemleri ile muhatap olan her sorumlunun tarhiyatın özüne, şekline ve sorumluluğa dair itirazlarının incelenmesini Danıştay uygun görmektedir. Örneğin meslek mensubu hakkında müteselsil sorumluluk nedeniyle tanzim edilen ödeme emirlerine karşı açılan davalarda da itirazlar; borcun bulunmadığı, bir kısmının ödendiği veya zaman aşımı uğradığı ile sınırlandırılmamakta, meslek mensubuna, vergilendirmenin özüne etkili itirazlar ileri sürmesine ya da sorumluluk esasları kapsamında savunma yapmasına izin verilmektedir.

Bu anlatılanlar dikkate alındığında, kendi dönemine ilişkin kamu alacakları bir zamanlar ilgili olduğu şirketten tahsil edilemeyen kanuni temsilci veya ortak, ödeme emrine konu olabilecek itirazlar ile sınırlı olmaksızın, ileri sürebileceği tüm karşı iddiaları ile mahkemeye yakınması mümkündür. Örneğin kanuni temsilci ya da ortağın, temsil ya da iştirak ettiği dönemlerde sahte fatura kullanılmadığı, belgesiz satış yapılmadığı, transfer fiyatlandırması yoluyla örtülü kazanç dağıtılmadığı, kanunen kabul edilmeyen giderler ile vergi matrahının azaltılmadığı ya da vergilerin usulüne uygun tahakkuk etmediği, tebligatın usulsüz olduğu, vergi incelemesinin yetkisiz kişilerce yapıldığı, inceleme raporunun değerlendirme kuruluna intikal ettirilmediği, zaman aşımını kesmek için takdir komisyonuna başvurulduğu vs. yolunda savunma yapması ya da tahakkuk eden borçlardan sorumlu olmadığı yönünde her türlü argümanlarını ileri sürmesi mümkündür. Bu nedenle bir zamanlar ilgili bulunduğu şirketten tahsil edilemeyen kamu alacaklarının ortak veya kanuni temsilciden tahsil edilmesi için başlatılan bir takipte itirazların beyan edilebileceği en önemli aşamanın ödeme emri aşaması olduğu söylenebilir. Çünkü ödeme emrinden önce bizzat kendi sorumluluğu çerçevesinde herhangi bir ihbarname tebliği yapılmadığı gibi haciz aşamasında ise bu itirazların dikkate alınması mümkün değildir.

Bir limited şirket ortağı veya müdürü, anonim şirket yönetim kurulu üyesi için, şirketten tahsil edilememiş bir kamu alacağının kendisinden tahsil edilmesi için adına ödeme emri düzenlenmiş ve buna karşı dava açılamamış ve bu nedenle haciz aşamasında ancak dava açılabilmiş ise, ileri sürülebilecek itirazlar; borcun kısmen veya tamamen ödendiği ya da bulunmadığı, zaman aşımına uğradığı, ödeme emrinin tebliğ edilmediği veya tebligatın usulsüz olduğu veyahut mükellefin şahsında hata gibi fahiş sayılabilecek ve içtihatlarla yön verilen iddialar olacaktır. Haciz idari işleminin yetki, sebep, şekil, konu, maksat yönlerinden hukuka aykırılığı iddiasıyla açılan bir vergi davasında öteden beri Danıştay uygulaması itirazların kapsamını tayin etmektedir.

Bu nedenle 6183 sayılı Kanun’un 35. ve mük. 35. maddesi ile VUK 10. maddesi uyarınca yapılan vergi vb. kamu alacaklarının cebri takiplerinde ödeme emri ile muhatap olan ortak ya da kanuni temsilcinin, ödeme emrinin tebliğinden itibaren 15 gün içinde vergi mahkemesine dava açmak suretiyle tüm itirazlarını ileri sürmesi yerinde olacaktır. Çünkü haciz aşamasına geçtikten sonra sorumluluk esasları çerçevesinde bulunan bir beyanın dahi dikkate alınması güçleşmektedir. Aşağıda yer verdiğim Danıştay kararında haciz işlemine karşı açılan bir davada, davacının hacze ilişkin çok kısıtlı bir alandaki itirazlarının dikkate alınabileceği vurgulanmıştır.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s