Genel

V.U.K.’taki Mücbir Sebep Halleri Mali Müşavirler Açısından Geçerli Mi?

fever-310721_1280

213 sayılı Kanun’un 13. maddesine göre mücbir sebepler:

“1. Vergi ödevlerinden her hangi birinin yerine getirilmesine engel olacak derecede ağır kaza, ağır hastalık ve tutukluluk;

2. Vergi ödevlerinin yerine getirilmesine engel olacak yangın, yer sarsıntısı ve su basması gibi afetler;

3. Kişinin iradesi dışında vukua gelen mecburi gaybubetler;

4. Sahibinin iradesi dışındaki sebepler dolayısıyla defter ve vesikalarının elinden
çıkmış bulunması gibi” haller olarak sayılmıştır.

Ancak mücbir sebebin kimler nezdinde gerçekleşirse ilgili vergi ödevlerine nasıl etki edeceğine yönelik kanunda herhangi bir düzenleme bulunmamaktadır. Uygulamada mükellefler ve vergi sorumlularının lehine değerlendirilen mücbir sebep durumlarının, mükellefin vergi ödevlerinin bir kısmını yerine getirmeyi sözleşme ile devralan mali müşavirler açısından vuku bulduğu zaman vergi ödevlerinin yerine getirilememesi durumunda sorunlar yaşanmaktadır. Aslında sorunun kaynağı gerek idare, gerekse de yargılama makamlarınca, vergi kanunlarına ait bazı kuralların yorum hatası sonucu uygulanmamasından başka bir şey değildir. Bu hatanın sebebi ise, yanlış veya eksik bilinen, idare ve mahkemeleri bağlayan kıyas yasağı kuralıdır. Şöyle ki,

Kıyas yasağı; vergilerin kanunlarla düzenlenmesi gereken verginin konusu, mükellefi, vergiyi doğuran olay, matrah, oran, istisna ve muafiyetler gibi unsurlarında kıyas yolu ile düzenleme yapılmasına engel olmaktadır. (Hasan Hüseyin Bayraklı, Genel Vergi Hukuku, 2013, s. 39) Herhangi bir vergi konusu ile ilgili olarak vergi uygulanabilmesi için, bunun ilgili kanunda açıkça belirtilmiş olması şarttır. Örneğin, insan ihtiyacı bakımından önemi tartışılmaz bir kısım iktisadi unsurların vergi kapsamına alınmış olmasına rağmen, bir kısım lüks maddelerin vergi kapsamına alınması unutulmuş ya da atlanmış olsa, yeni bir yasal düzenleme yapılmadıkça, kıyas yoluyla bu maddeleri vergilendirmek mümkün değildir. Bu durum, vergi hukukunda kıyas yasağı olarak ifade edilmektedir. Aksi taktirde, bu bakış açısının nereden başlayıp nerede biteceği tahmin edilemez ve keyfilikler ortaya çıkar. (Prof. Dr. Abdurrahman Akdoğan, Türk Hukuku ve Türk Vergi Sistemi, 2017, s. 38) Örneğin Emlak Vergisi Kanunu, bina, arazi ve arsayı vergi konuları olarak saptamıştır. Medeni Kanuna göre, tapu siciline kaydedilen haklar ve madenler de gayrimenkul mülkiyetinin konusuna girmektedir. Bunlar üzerinden de emlak vergisi almak kıyas yolu ile emlak vergisinin konusunun genişletilmesi anlamına gelir. (Prof. Dr. Mualla Öncel, Prof. Dr. Ahmet Kumrulu, Prof. Dr. Nami Çağan; Vergi Hukuku, 2018, s. 32)

Kıyas yasağı vergi hukukunun tüm aktörlerini bağlayan temel vergileme ilkeleri arasında yer almaktadır. Anayasa’da yer alan emredici normlar gereğince, vergi yargılamasında hakim bakmakta olduğu davaya sadece kanun hükümlerini uygulamak ve kanunları yorumlarken de kıyas yasağını dikkate almak ve kıyasa yol açacak şekilde biçimde yorum yapmaktan kaçınmak zorundadır. Böylece vergi koyma yetkisi bulunmayan vergi yargısının, kıyas yoluyla kanuna dayanmayan bir takım vergisel yükümlülükleri koyacak şekilde kararlar alınmasının önüne geçilmiştir. (Vergi Yargılama Hukuku, Prof. Dr. Mehmet Yüce, 2017, s. 69) Başta da dediğim gibi bu yasak sadece yargılama makamlarını değil aynı zamanda idareyi de bağlamaktadır. Bunun yanında; vergi idareleri, vergi yargıçları gibi vergi denetim elemanlarının da kıyas yoluyla genişletici yorum yapmaları mümkün değildir. (Prof. Dr. Fazıl Tekin, Prof. Dr. Ali Çelikkaya, Vergi Denetimi, 91)

Görüldüğü üzere, kıyas yasağının genelde temas edilen, vergi hukuku kitaplarında yer verilen ve ittifak edilen tarafı verginin özüne ve yüküne ilişkin yönü olup, kıyas yasağının usul kurallarına sirayet eden kapsamı konusunda doktrinde üzerinde çok fazla durulmamıştır. Çünkü Anayasa’da vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülüklerin kanunla konulacağı, değiştirileceği veya kaldırılacağı düzenlenmiştir. Bu nedenle vergi kanunlarında yer alan usul ve şekil kurallarının sorumluluk yüklemeyecek şekilde yorum yolu ile kıyas yapılarak uygulanmasına herhangi bir engel bulunmamaktadır. Burada önemli olan yapılan kıyas ile ilgilinin durumunun ağırlaştırılmamasıdır.

Benim de benimsediğim görüşte olan bazı vergi hukukçuları, paralel şekilde, maddi vergi kanunlarından farklı olarak usul kurallarını içeren Vergi Usul Kanunu’ndaki boşlukların doldurulması için kıyas yoluna gitmenin mümkün olduğunu (Selim Kaneti, Vergi Hukuku, 2008, sayfa 67), vergi yükü ortaya çıkarmayan hükümlerin uygulanmasında kıyastan yararlanılabileceğini savunmaktadır. (Doğan Şenyüz, Mehmet Yüce,  Adnan Gerçek – Vergi Hukuku, s.53.). Çünkü vergi mevzuatında bu yorumun yapılmasına engel olacak herhangi bir kural bulunmamaktadır.

Bu anlatılanlar bağlamında konuya dönersek, mücbir sebep hallerinin yalnız mükellefler ile vergi sorumluları için imtiyazlı bir düzenleme olmadığını, bunun yanında mali müşavirler ve yerine göre vergi ödevini yerine getirmekle yükümlü herkes için kıyasen uygulanabileceğinin önünde herhangi bir yasal engel bulunmadığını söyleyebilirim.

 

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s