Genel

Ceza Mahkemesinde Başvurulan Bilirkişi Delili Vergi Mahkemesi Kararından Öncelikli Mi?

Bilindiği üzere vergi hukukunda yer alan mali cezalar, idari yaptırımı gerektiren kabahatlerin ve adli yaptırımı gerektiren suçların müeyyidesi olarak teşekkül etmektedir. Kabahatlere örnek olarak usulsüzlük fiilleri ile vergi ziyaı doğuran eylemler örnek gösterilebilirken, suçlara ise, kaçakçılık suçları ile vergi mahremiyetini ihlal fiilleri örnek gösterilebilir. İstisnalar hariç kabahatlere yönelik yaptırımlar idari para cezalarından, suçlara yönelik yaptırımlar ise hapis cezalarından oluşmaktadır. İdari müeyyidelere karşı açılacak davalar davacının ihtiyarında olup vergi mahkemesinde görülürken, adli müeyyidelere karşı açılacak davalarda ise hazırlayıcı işlemleri takiben savcı karar verecek olup ceza mahkemelerinde görülmektedir.

Bazı durumlarda bir eylem ile idari veya adli yaptırımı gerektiren iki sonuç, diğer bir deyişle hem kabahat hem suç ortaya çıkmış olabilmektedir. Bu durumda örneğin cezayı istilzam eden tek bir fiil ile vergi ziyaı ve usulsüzlük birlikte işlenmiş olursa bunlara ait cezalardan sadece miktar itibariyle en ağırı kesilecektir. Ancak vergi ziyaı cezasında cezayı istilzam eden tek bir fiil ile başka neviden birkaç vergi ziyaa uğramış olursa her vergi bakımından ayrı ayrı ceza kesilecektir. Bu örneklerde olduğu gibi sonucu yalnız idari yaptırımı gerektiren fiiller bakımından sorun ortaya çıkmamaktadır. Çünkü ihtilaflar yargıya taşınmak istediği zaman dilekçe tanziminde hata yapılmadığı veya tevzi sapması görülmediği taktirde aynı vergi mahkemesince çözüme kavuşturulacaktır.

Diğer taraftan bazı durumlarda ise yapılan aynı eylem ile farklı muhakeme usullerine ve sonuçlarına tabi kabahat ve suç aynı zamanda ortaya çıkabilmektedir. Böyle bir durumda örneğin sahte fatura kullanma, defterleri gizleme ya da yanıltıcı belge düzenleme fiilleri nedeniyle adli ceza uygulanması vergi ziyaı cezasını ve vergi ziyaı cezası uygulanması ise adli ceza uygulanmasına engel teşkil etmeyecek olup, aynı vergi inceleme yetkilisince hazırlanan aynı yöndeki inceleme ve suç raporlarına göre ortaya çıkan kabahat yaptırımı olan vergi ziyaı cezası vergi mahkemesinde, kaçakçılık fiili ise ceza mahkemesinde ele alınacaktır. Dolayısıyla sebep aynı fiil olsa da farklı yargı koluna ait kararların birbirleri ile çelişmesi gündeme gelebilecektir.

İdari ve adli mahkemelerin kararlarının çelişmesi halinde ne yapılacağı konusunda, ne Vergi Usul Kanunu’nda ne İdari Yargılama Usulü Kanunu’nda ne de Ceza Muhakemesi Kanunu’nda açık bir düzenleme bulunmaktadır. Yalnız Vergi Usul Kanunu’nun 367/4. fıkrasında: “Ceza mahkemesi kararları, bu Kanunun dördüncü kitabının ikinci kısmında yazılı vergi cezalarını uygulayacak makam ve mercilerin işlem ve kararlarına etkili olmadığı gibi, bu makam ve mercilerce verilecek kararlar da ceza hâkimini bağlamaz.” şeklinde yoruma açık bir kural yet almaktadır. Mali literatürde bu konuya çok fazla temas olmasa da genellikle bu düzenlemenin vergi idaresi ile ceza mahkemesi arasındaki ilişkiye değindiği savunulmaktadır. Bunun yanında vergi idaresinden yola çıkarak vergi mahkemesi için de aynı sonuca ulaşanlar bulunmaktadır. Ancak düzenlemenin yalnız vergi idaresi ile ceza mahkemesi uygulamaları arasındaki ilişkiye vurgu yaptığı lafzen açıktır. Bu düzenleme ile amaçlanan, vergi idaresinin vergilendirmedeki özgü yorumunu koruyarak bu doğrultuda tesis etmek isteyeceği idari işlemlerin başka bir makam tarafından sınırlandırılmasının önüne geçmektedir. Fıkranın yürürlükte olduğu dönemlerde vergi mahkemelerinin henüz faaliyete geçmemesi de bu sonucu doğrulamaktadır.

Vergilendirmede vergiyi doğuran olay ve bu olaya ilişkin muamelelerin gerçek mahiyeti esas olduğu ve bu kural vergi yargıcını da bağladığı halde, öte yandan ceza yargılamasının amacı da bu düzenleme ile benzer şekilde maddi gerçeği ortaya çıkarmak olduğu halde, aynı amaca yönelmiş iki muhakeme faaliyeti neticesinde aynı kişi tarafından nitelenerek isnat edilen aynı fiil hakkında, vergi mahkemesi ile ceza mahkemesinde görülen davaların sonucu açısından ortaya çelişkili kararlar çıktığı görülmektedir. Bu çelişki ya iptal-mahkumiyet ya da ret-beraat şeklinde temayüz etmektedir. Bunun nedeni bahsettiğim kanunların hiçbirinde bu iki farkı yargı yerinin birbirlerinin muhakemelerini beklemesi ya da yargılama sonucunda ortaya çıkan kararlarını delil sayması anlamında zorlayıcı bir kural bulunmamasıdır. Çünkü vergi mahkemesi yaptığı muhakeme sonunda dosyadaki delil durumu uyarınca oluşan kanaatine göre sonuca vararak istisnalar hariç ya iptal ya da ret kararı verirken, ceza yargıcı ise genellikle muhasebe disiplinine ilişkin bir meslek mensubu bilirkişiye başvurarak tanzim edilecek bilirkişi raporuna göre karar vermektedir. Böylece bir mahkemede yasal aklanma diğerinde ise yasal lekelenme gündeme gelmektedir.

Vergi mahkemeleri kural olarak yalnız vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlere ve bunlarla ilgili ceza ve tarifelerle ilgili idari işlem nevinden uyuşmazlıklara baktığından vergi yargı yerinin bu alanda ihtisas mahkemesi olduğu kabul edilmektedir. Dolayısıyla vergi yargılaması yapılırken sorumluluk tespitine ilişkin bilirkişi incelemesine başvurulmamaktadır. Vergi mahkemesince bilirkişi incelemesi genellikle defter ve belgeler incelenmek suretiyle karışık hesap gerektiren işlemlerin aydınlatılması ya da vergileme dışı ancak karar sonucuna etkili, çözümü uzmanlık veya teknik bilgi gerektiren vakıaların aydınlatılmasında nadiren kullanılmaktadır. Ancak vergi suçlarına bakan ceza mahkemesi bulunduğu yargı kolu içerisinde genel mahkeme niteliğinde olduğundan hakimin vergilendirme işlemini ve sonuçlarını değerlendirmesi mümkün değildir. Bu değerlendirmenin ise vergi kanunlarına muhalefet suçlarında bilirkişi tarafından yapıldığı görülmektedir. Bu durumda ihtisas mahkemesi olan vergi mahkemesinde derdest bir dava veya bu mahkemece daha önce verilmiş bir iptal kararı bulunduğu halde ceza mahkemesince bilirkişi raporu uyarınca mahkumiyet kararı verilebilmektedir. Diğer bir anlatımla bilirkişinin değerlendirmesi, ihtisas mahkemesi niteliğindeki ve adli sorumluluğu gerektiren boyutu bulunan davalarda genelde heyet halinde çalışan vergi mahkemesinin değerlendirmesinin önüne geçebilmektedir.

Bu sorunu çözmek için öncelikle ceza mahkemesinden, aynı konuda vergi mahkemesinde dava açılıp açılmadığı yönünde araştırma yapılarak gerekirse vergi muhakemesinin bekletici mesele yapılması istenebilir. Vergi mahkemesince yapılan muhakeme neticesinde usul yönünden iptal kararı verilmesi dışında davacı lehine varılan sonucun ceza yargılamasında delil olarak kabul edilmesi yönünde ortaya ikna edici argümanlar konabilir. Bu işlevin ve amacın yerine getirilmesindeki başarı, davacının veya davacıyı temsil eden veya davacının tevkil ettiği kişinin, ceza yargıcını idari yargılamanın ceza muhakemesini etkileleyebileceği konusundaki maddi ve hukuki sebepleri kullanabilmesindeki uzmanlığı ile doğru orantılıdır. Çünkü her isnat kendine özgü olay ve illiyete sahiptir. Başta da dediğim gibi bu konuda emredici bir kural bulunmadığından takdir hakkı tamamen ceza yargıcına aittir. Çünkü bu yönde yasaklayıcı bir kural da bulunmamaktadır. Bunun yanında tam tersi vergi mahkemesinin ceza mahkemesinin kararını beklemesinin, hem ihtisas mahkemesi olması, hem de ceza yargılamasının yönünü bilirkişi raporu belirlediğinden tercih edilebileceğini sanmıyorum. Tabi bunun ölçüsü vergi mahkemesi heyetinin hukuki perspektifi ile yakından ilgilidir. Üstelik ilk derece vergi mahkemesi kararının genelde ceza yargılamasından daha önce sonuçladığı bilinmektedir. Tabi koşullar oluştuğu nispette ceza mahkemesince verilecek kararın; vergi mahkemesince ya da ikinci derece mahkemesince ya da temyiz mahkemesince dikkate alınması için, ceza yargılaması kararına ait gerekçenin idari işlem açısından da isabetli olduğu yönünde yardımcı kaynak olarak kullanılmasına yönelik ikna edici hatta mümkünse zorlayıcı argümanların ortaya konulması gerekir.

Sonuç olarak vergi yargılaması neticesince verilen karar ihtisas mahkemesince üretildiğinden, aynı konudaki ceza muhakemesi neticesinde verilen karar ise muhasebe alanında çalışan bir meslek mensubu bilirkişi raporuna dayandığından, vergi mahkemesi kararının gerekçesi analiz edilerek ceza yargılamasına etki edecek usul ve esas araçlarına ilişkin hukuki vasıtalar elde edilerek ceza mahkemesinde başarı elde edilmesine herhangi bir engel bulunmamaktadır. Bu noktada ise usul esastan öncelikli olmakla birlikte, ikna gücü nispetinde esas da usulün önüne geçebilir. Tabi bunun için ise vergileme işlemlerine ait yapılan idari muhakemenin gerekçesinin ceza yargıcının anlayabileceği araçlara indirgenerek bilirkişi raporunun sorgulanması sağlanmalıdır.

Vergi Yargılama Uzmanı

https://vergiyargilamahukuku.com/hakkinda/

“Ceza Mahkemesinde Başvurulan Bilirkişi Delili Vergi Mahkemesi Kararından Öncelikli Mi?” için bir yorum

  1. Bizler de bilirkişiyiz. Ancak sağolsunlar dosya vermiyorlar. Rapor yazabilsek de raporumuz dikkate alınsa.
    Bizleri hiçe sayanlar raporumuzu nasıl dikkate alsınlar.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s