Genel

Limited ve Anonim Şirketlerde Yönetici ve Ortakların Vergi Sorumluluğu

Günümüzde en çok rastlanan ticaret şirketleri limited ve anonim şirketlerdir. Bu şirketlerin kuruluşuna, mahiyetine, işleyişine, idaresine, çalışma esasına, özel hukuk sorumluluklarına ve sona ermesine dair tüm konular Türk Ticaret Kanunu’nda ayrıntılı olarak düzenlenmiştir. Ben bu makalede bu konuları bir kenara bırakarak bu şirketin kanuni temsilcisi ve ortağı olan kişilerin vergi kanunlarına ve vergi mahkemesi içtihatları ışığında geniş anlamda vergi sorumluluklarına değineceğim için, bu şirketler hakkında vergi borçları sorumluluğu dışında daha kapsamlı bilgiler bulmak isteyen kişiler söz konusu kanunun ilgili yerlerini inceleyebilirler.

Limited ve anonim şirketler birer hükmi şahıs olup hak ehliyetine sahiptirler. Bunun anlamı kendilerini borç altına sokabildikleri gibi çeşitli haklara da sahip olabilirler. Bunun bir sonucu olarak da vergi borçlarının ödenmesinden birinci derecede ve aslen sorumludurlar. Yalnız bazı hallerde bu tüzel kişiler vergi borçlarını zamanında ödeyememe durumunda kalabilmektedirler. Böyle durumlarda şirketlerin ödenmeyen vergi ve vergi cezalarından şirketi idare eden kişilerin, limited şirketlerde ise ayrıca ortakların sorumluluğu gündeme gelmektedir.

Tüzel kişilerin vergi borcu sorumluluğu iki kanunda düzenlenmiştir. Bunlar 213 sayılı Vergi Usul Kanunu ile 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulu Hakkında Kanun’dur. 213 sayılı Kanun’un kapsamı (gümrük uygulamaları hariç) vergi ve benzeri kamu alacakları olup 6183 sayılı Kanun (özel hukuk ilişkisinden doğanlar hariç) tüm kamu alacaklarına ilişkin düzenlemeler içermektedir. Bu nedenle vergi borçlarının takibinde 213 sayılı Kanun’un daha özel olduğunu söyleyebiliriz. Başka bir anlatımla bu iki kanun hükümleri çatıştığında 213 sayılı Kanun kuralları esas alınacaktır.

Limited ve anonim şirketlerin kanuni temsilcilerinin vergi borcu sorumluluğu 213 sayılı Kanun ile 6183 sayılı Kanun’da düzenlenmişken, limited şirket ortaklarının vergi borcu sorumluluğu (tasfiye öncesi hariç) yalnız 6183 sayılı Kanun’da düzenlenmiştir. Anonim şirket ortaklarının vergi borcu sorumluluğuna dair ise her iki kanunda herhangi bir kural bulunmamaktadır. Bu nedenle anonim şirket ortaklarının ödenmeyen vergilerden dolayı sorumluluğu bulunmamaktadır.

213 sayılı Kanun’da tüzel kişilerin mükellef veya vergi sorumlusu olmaları halinde bunlara düşen ödevlerin kanuni temsilcileri tarafından yerine getirileceği, bu ödevleri yerine getirmemeleri yüzünden mükelleflerin veya vergi sorumlularının varlığından tamamen veya kısmen alınmayan vergi ve buna bağlı alacakların kanuni ödevleri yerine getirmeyenlerin varlıklarından alınacağı kuralına yer verilmiştir. Bu kural tüm tüzel kişiler için geçerli olduğundan limited ve anonim şirket idarecilerini de bağlamaktadır. Yalnız bu kural uyarınca sorumlu olmak için ilk koşul ödevlerin yerine getirilmemiş olmasıdır. Diğer bir deyişle kanuni temsilcinin kusuru yok ise sorumluluğu da olmayacaktır. Tabi ki kusur sorumluluğunu her olay için ayrı ayrı değerlendirmek gerekmektedir.

Tüzel kişilerin tasfiye haline girmiş veya tasfiye edilmiş olmaları, kanuni temsilcilerin tasfiyeye giriş tarihinden önceki zamanlara ait sorumluluklarını kaldırmaz. Tasfiye edilerek tüzel kişiliği ticaret sicilinden silinmiş olan mükelleflerin, tasfiye öncesi ve tasfiye dönemlerine ilişkin her türlü vergi tarhiyatı ve ceza kesme işlemi, müteselsilen sorumlu olmak üzere, tasfiye öncesi dönemler için kanuni temsilcilerden, tasfiye dönemi için tasfiye memurlarından herhangi biri adına yapılır. Limited şirket ortakları, tasfiye öncesi dönemlerle ilgili bu kapsamda doğacak amme alacaklarından şirkete koydukları sermaye hisseleri oranında sorumlu olurlar. Ancak tasfiye memurlarının sorumluluğu, tasfiye sonucu dağıtılan tutarla sınırlıdır. Tasfiye haline ilişkin bu kurallar şirketin fesh veya infisah sonucu tasfiyeye girmesi halinde tasfiye tamamlanıp ticaret sicil gazetesinde ilan edilmediği sürece vergi borcuna ait sorumluluklarından birinci derecede; tasfiye tamamlansa dahi tasfiyeden önceki dönemlere ilişkin kanuni temsilcinin, tasfiye süresince ise tasfiye memurunun ikinci derecede sorumlu olduğu anlamına gelmektedir. Dolayısıyla tasfiye halinde ibaresi alan bir şirketin vergi sorumlulukları tasfiye öncesinde olduğu gibi devam etmektedir. Bunun yanında tasfiye halindeyken sorumlulukların yerine getirilmemesi veya tasfiyenin tamamlanması halinde geçmişteki sorumlulukların paylaştırılması hakkında bu düzenlemeler geçerli olacaktır.

Limited şirket ortaklarının sorumluluğuna gelirsek bu sorumluluğa dair düzenlemeler 6183 sayılı Kanun’da yapılmıştır. Düzenlemeye göre limited şirket ortağı şirketten tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacağından sermaye hisseleri oranında doğrudan doğruya sorumlu olurlar ve bu Kanun hükümleri gereğince takibe tabi tutulurlar. Her ne kadar maddenin devamında, ortağın şirketteki sermaye payını devretmesi halinde, payı devreden ve devralan şahıslar devir öncesine ait amme alacaklarının ödenmesinden birinci fıkra hükmüne göre müteselsilen sorumlu tutulacağı ve amme alacağının doğduğu ve ödenmesi gerektiği zamanlarda pay sahiplerinin farklı şahıslar olmaları halinde bu şahısların amme alacağının ödenmesinden birinci fıkra hükmüne göre müteselsilen sorumlu tutulacağı düzenlense de, takip eden maddede yer verilen kanuni temsilcinin sorumluluğuna dair benzer düzenleme Anayasa Mahkemesi’nce iptal edildiğinden bu kuralların somut norm denetimi yoluyla Anayasa Mahkemesi’ne anayasaya aykırılık iddiasıyla taşındığında iptal edilme ihtimali yüksektir. Ben bu nedenle bu tür bir sorumluluk kapsamında ortaya çıkan ihtilaf hakkında açılan vergi davasında ileri sürülecek anayasaya aykırılık halinin mahkemece ciddiye alınacağını ve bu düzenlemelerin iptal edileceğini düşünüyorum.

6183 sayılı Kanun’da yer verilen ticaret şirketlerinin kanuni temsilcilerinin sorumluluğuna gelince, tüzel kişilerin mal varlığından tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacaklarının, kanuni temsilcilerin şahsi mal varlıklarından bu Kanun hükümlerine göre tahsil edileceği belirtilmiştir. Daha önce bahsettiğim 213 sayılı Kanun’un kanuni temsilci sorumluluğuna dair kuralda ödevleri yerine getirmeyen kanuni temsilciler vurgulandığı halde bu madde kapsamında yapılacak takiplerde ödevlerin yerine getirilip getirilmemesinin bir önemi bulunmamaktadır. Diğer bir deyişle bu kural uyarınca yapılacak takip 213 sayılı Kanun’un 10. maddesinden farklı olarak kusursuz sorumluluk esasına dayalıdır. Bunun yanında 213 sayılı Kanun’unda kanuni temsilcinin sorumluluğu için vergi borcunun tahsil edilmemesi koşulu aranırken bu madde kapsamında takip yapılması için amme alacağının tahsil edilemeyeceğinin anlaşılması yeterlidir. Ancak tahsil dairesi tahsil edilemeyeceğinin anlaşılması durumunu somut olarak ortaya koymakla yükümlüdür.

Şimdi ise iki şirket türü hakkında içtihatlara dayanan yaygın özellikli durumlardan bahsetmek istiyorum. Öncelikle bir limited şirketten tahsil edilemeyeceği anlaşılan bir vergi borcunun takibi için kanuni temsilci ve ortak arasında bir sıralama bulunmadığını söyleyebiliriz. Diğer bir deyişle vergi idaresi dilediği ilgili hakkında cebri takip başlatabilir. Ancak burada dikkat edilmesi gereken husus limited şirket kanuni temsilcilerinin tüm borçlardan, ortakların ise sermayeleri oranında sorumlu olacağıdır.

Limited şirket kanuni temsilcisi hakkında geçerli olan bu durum anonim şirket kanuni temsilcileri hakkında da geçerlidir. Yalnız vergi ödevlerinin yerine getirilmesinin bazı yönetim kurulu üyelerine devredilmesi halinde imza yetkisi olmayan yönetim kurulu üyesinin ödenmeyen borçlardan sorumlu tutulup tutulmaması tartışmalıdır. Bana göre özel mukavelenameler vergi idaresini bağlamayacağından kanuni temsilci sıfatı olan tüm yönetim kurulu üyeleri ödenmeyen borçlardan teselsülen sorumludur.

Limited şirketlerin kanuni temsilci ve ortaklarının, anonim şirketlerin ise yalnız kanuni temsilcilerinin ödenmeyen hangi borçlardan sorumlu oldukları konusuna gelince, ister kanuni temsilci ister ortak olsun, yalnız idareci veya pay sahibi oldukları dönemle sorumlu oldukları yönünde tartışma bulunmamaktadır. Bununla birlikte bu esas gözetilirken kusur sorumluluğu ile birlikte değerlendirilmesi haksız uygulamaların önüne geçecektir. Çünkü bazı dönemlere dair tahakkuk eden kamu borçları sonra gelen kanuni temsilcinin kusurlu eyleminden kaynaklanmış olabilir.

Son olarak vergi mahkemelerinin verdikleri hatalı bir karardan bahsetmek istiyorum. Bu konunun daha önce tartışıldığını da sanmıyorum. Açıkçası meslekte bulunduğum yıllarda hiç aklıma da gelmemişti. Bahsettiğim şey limited şirket ortaklarının ortaklığın vergi cezalarından sorumlu tutulup tutulamayacağıdır. Bilindiği üzere ceza sorumluluğu şahsidir. Hiç kimse bir başkasının fiilinden dolayı cezalandırılamaz. Hal böyle iken tüzel kişinin, daha doğrusu fiil ehliyeti bulunmayan bu hükmi şahsı idare eden kanuni temsilcilerin ihmallerinden dolayı limited şirket ortağı nasıl sorumlu tutulabilir? Bana göre limited şirketlerde tüzel kişiliğe isnat edilen gerek vergi ziyaı cezası, gerek özel usulsüzlük cezasından bu borçlar ödenmediğinden bahisle limited şirket ortağı ödeme emri ile takip edilemez. Edilse dahi ödeme emri bu yönüyle iptal edilmesi gerekmektedir. Diğer taraftan limited şirket ortağına daha önce bu yönde yapılmış bir ihbarname tebliği bulunmadığından ödeme emrine itiraz sebeplerinin geniş olarak yorumlanması ve değerlendirilmesi hakkaniyeti tesis etmek adına önemlidir.

Vergi Yargılama Uzmanı

https://vergiyargilamahukuku.com/hakkinda/

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s