Genel

Vergi Mükellefiyetinin Başlangıcı ve Sonu

Vergi mükellefiyeti iki şekilde tesis edilmektedir. Bunlardan ilki ihtiyari, diğer bir deyişle vergi yükümlüsünün başvurusuyla tesis edilen mükellefiyet. Diğeri ise idarenin kamu gücünü kullanarak yaptığı resen vergi mükellefiyetidir. Vergi mükellefiyeti kural olarak isteğe bağlı başlatılır. Bu günümüz vergi hukuku uygulamasında beyan sisteminde olduğu gibi mükellef ile devlet arasındaki güven ilişkisine dayanır. Ancak bazı durumlarda bazı mükellefler vergi kaçırma refleksi ile hareket ederek vergiye tabi işlemlerini gizleme çabası içerisine girerler. Bu gizlemenin vergi denetim araçları veya ihbar gibi herhangi bir suretle idarenin bilgisine girdiği andan itibaren mükellefiyetle ilgili işlemler resen başlatılır. Resen başlatılan mükellefiyet işlemi bir idari işlem olduğundan, genel dava açma süresi içerisinde vergi mahkemesinde dava edilebilir. Bununla birlikte dava açma süresi kaçırılmış ise idareye işlemin kaldırılması yönünde yapılacak başvuruyu müteakip verilecek ret kararına karşı dava açılmasına da bir engel bulunmamaktadır.

Diğer taraftan, bu gibi davalarda yürütmenin durdurulması istemi, eğer mükellefiyet tesis işlemindeki hukuka aykırılık açık ise, faydalı olacaktır. Çünkü gerek bu türden bir idari işleme karşı dava açmakla icrası durmayacağından, gerekse de bazı yerlerdeki vergi yargısı iş yükü aşırı olduğundan davanın çözüme kavuşması uzayabilir. Bunun çözümü ise yürütmenin durdurulması istemli dava açmaktır.

İhtiyari mükellefiyet tesisine gelince, vergiye tabi iş veya işlemlere başlayan kişiler bunu vergi idaresine başvurmakla gerçekleştirir. Vergi idaresi gerekli araştırmayı, yoklamayı yaparak mükellefiyeti tesis eder. Daha sonra faaliyetini durduran mükellef bunu vergi idaresine bildirir ve gerekli araştırma yapılarak mükellefiyet sonlandırılır. Bu konuda genelde ihtilaf görülmez.

Ancak söylemek gerekir ki, resen mükellefiyet işlemlerine karşı açılacak davalarda; vergi usul, vergiler ve vergi yargısı hukuku kuralları çoğu durumda birlikte değerlendirilecektir. Çünkü bu tür işlemlerin yargılaması yapılırken bu düzenlemeler geçişme gösterir. Buna örnek olarak aşağıdaki içtihadı gösterebiliriz. Söz konusu uyuşmazlıkta; Vergi Usul Kanunu’nda yer alan vergisel ödevlerin, Gelir Vergisi Kanunu’nda yer alan çiftçilerin gerçek usulde vergilendirilmesinin şartlarının ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu çerçevesinde yapılan başvuralar üzerine tesis edilecek işlemlere karşı dava açma hakkının kapsamının birlikte değerlendirilmesiyle çözüm sağlanmıştır.

Danıştay 4. Dairesi’nin E:2014/1303, K:2014/4385 sayılı Kararı:

Özeti : Re’sen tesis edilen mükellefiyet üzerine mükellefiyetin gerektirdiği yükümlülüklerin yerine getirilmiş olmasının, mükellefiyet tesisine ilişkin işleme kesinlik kazandırmadığı; mükellefiyet devam ettiği sürece her zaman idareye İdari Yargı Usul Kanunu’nun 10. maddesi kapsamında başvurularak başvurunun reddi hakkında dava açılabileceği hakkında.

İstemin Özeti : Davacı adına, tesis edilen gerçek usulde zirai kazanç mükellefiyetinin 01/01/2005 tarihinden itibaren kaldırılması talebinin reddine ilişkin 04/06/2013 günlü ve 12667 sayılı işlemin iptali ve 2012 yılı için salınan gelir vergisi ile kesilen vergi ziyaı cezasının kaldırılması istemiyle dava açılmıştır. Ankara 4. Vergi Mahkemesinin 20/12/2013 günlü ve E:2013/1153, K:2013/2151 sayılı kararıyla; ilk icad maksadı zirai olmadığı gibi hasat makinesi fonksiyonu da bulunmayan, zirai işletmede kullanılan kamyon nedeniyle davacı hakkında gerçek usulde zirai kazanç mükellefiyeti tesis edilmesinde hukuka uyarlık bulunmadığı ancak davacı tarafından 26.12.2003 tarihinde davalı idareye yapılan başvuru sonucu tesis edilen mükellefiyetle ilgili olarak hiçbir ihtilaf yaratılmadan kanunen verilmesi gereken beyannamelerin 2013/Ekim dönemine kadar verilmiş ve dolayısıyla bu dönemlere ilişkin mükellefiyetin kesinleşmiş olması karşısında, mükellefiyet işleminin 01.01.2005 tarihinden itibaren iptali isteminin yerinde görülmediği; davacının 2012 yılında zirai ürün sattığı kişiler tarafından tevkifat yapılıp bu miktarların beyan edildiği ve davacı nezdinde düzenlenen 13.03.2013 tarihli tutanak ile davacının bu satışları kabul ettiği görüldüğünden bu satışlar esas alınarak yapılan cezalı tarhiyatta da hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Hukuka aykırı olduğu ileri sürülerek kararın bozulması istenilmektedir.

Savunmanın Özeti : Savunma verilmemiştir.

Tetkik Hakimi M. Volkan Uluçay’ın Düşüncesi : Mükellefiyet tesisine ilişkin işlemin tesis edildiği andan itibaren etkisini devam ettirmesi ve zamanaşımı süresi içerisinde mükellefin mükellefiyete ilişkin yükümlülükler dolayısıyla Kanunda öngörülen yaptırımlara ve re’sen tarhiyata muhatap olabileceği dikkate alındığında; davacının, adına tesis edilen mükellefiyetin kaldırılması istemiyle her zaman İdareye başvurma ve talebinin reddi halinde bu işlemi idari davaya konu etme hakkı bulunmaktadır.

Sahibi olduğu kamyon nedeniyle davacı adına gerçek usulde zirai kazanç mükellefiyeti tesis edilmesinde yasaya uyarlık görülmediğinden, mükellefiyetin terkini talebinin reddine dair işlemin iptali ve tarhiyatın kaldırılması istemiyle açılan davayı reddeden Mahkeme kararının bozulmasının uygun olacağı düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Hüküm veren Danıştay Dördüncü Dairesince, dava dosyası tekemmül ettiği için yürütmenin durdurulması isteminin incelenmesine gerek görülmeyerek işin esası incelenip gereği görüşüldü:

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2’nci maddesinde, idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal davaları idari dava türü olarak sayılmış, yine aynı Kanun’un 10’uncu maddesinde ise, ilgililerin, haklarında idari davaya konu olabilecek bir işlem veya eylemin yapılması için idari makamlara başvurulabileceği, altmış gün içinde cevap verilmezse istemin reddedilmiş sayılacağı, ilgililerin altmış günün bittiği tarihten itibaren dava açma süresi içinde konusuna göre Danıştay’da, idare ve vergi mahkemelerinde dava açabileceği, altmış günlük süre içinde idarece verilen cevap kesin değilse ilgilinin bu cevabı istemin reddi sayarak dava açabileceği gibi, kesin cevabı da bekleyebileceği, bu takdirde dava açma süresinin işlemeyeceği, ancak bekleme süresinin başvuru tarihinden itibaren altı ayı geçemeyeceği, dava açılmaması veya davanın süreden reddi hallerinde, altmış günlük sürenin bitmesinden sonra yetkili idari makamlarca cevap verilirse cevabın tebliğinden itibaren altmış gün içinde dava açabilecekleri kurala bağlanmıştır.

213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun “Mükellefin Ödevleri” başlıklı ikinci kitabında mükellefiyete bağlı olarak yerine getirilmesi gereken yükümlülüklerle ilgili düzenlemelere yer verilmiş, Kanun’un 331 ve devamı maddelerinde de Vergi Kanunu hükümlerine aykırı hareket edilmesi halinde uygulanacak yaptırımlar belirlenmiştir. Bunun dışında, beyanname verilmemesi ve defter tutulmaması halleri, 213 sayılı Kanun’un 30’uncu maddesinde re’sen tarh sebepleri arasında sayılmıştır.

Dosyanın incelenmesinden, 13.09.2005 tarihli yoklama fişiyle, davacı adına kayıtlı bir adet kamyon bulunduğunun ve bu kamyonu çiftçilik faaliyetinde kullandığının tespiti üzerine gerçek usulde zirai kazanç mükellefiyeti tesis edildiği, mükellefiyet tesisi üzerine davacı tarafından 2013 yılı Ekim ayına kadar katma değer vergisi ve 2005 ila 2012 yıllarına ait gelir vergisi beyannamelerinin verildiği, 03.06.2013 günlü başvuruyla mükellefiyetinin 01/01/2005 tarihinden itibaren kaldırılması talebinde bulunulduğu ve bu başvurunun İdarece reddi üzerine bakılan davanın açıldığı anlaşılmıştır.

Vergi Mahkemesince, mükellefiyetin davacı tarafından 26.12.2003 tarihinde davalı idareye yapılan başvuru sonucu tesis edilmesi ve hiçbir ihtilaf yaratılmadan kanunen verilmesi gereken beyannamelerin 2013/Ekim dönemine kadar verilmesi nedeniyle bu dönemlere ilişkin mükellefiyetin kesinleştiği belirtilerek dava reddedilmiş ise de, davaya konu 04/06/2013 günlü ve 12667 sayılı işlemin içeriğinden, mükellefiyetin başvuru üzerine değil 13.09.2005 tarihli yoklama fişine dayanılarak 26.12.2003 tarihi itibarıyla re’sen tesis edildiği sonucuna varılmıştır.

Öte yandan, mükellefiyet tesisine ilişkin işlem, İdarenin tek taraflı iradesiyle tesis edilen tek yanlı bir idari işlem niteliğinde olup, tesis edildiği andan itibaren muhataba bir takım vergisel yükümlülükler yüklemek suretiyle hukuki durumunda değişiklik yaratmaktadır. Bu itibarla, rızasına bağlı olmaksızın, tesis edildiği an itibarıyla kesin ve icrai bir işlem niteliğinde bulunan mükellefiyet tesisine ilişkin işlem üzerine, davacının mükellefiyetin gerektirdiği yükümlülükleri yerine getirmiş olmasının işleme kesinlik kazandırdığından söz etmeye olanak bulunmamaktadır.

Yukarıda anılan Kanun hükümleri uyarınca vergi mükellefiyetinin tesis edilmesi üzerine çeşitli yasal yükümlülüklerin yerine getirilmesi zorunlu olup, davacının zamanaşımı süresi içerisinde, mükellefiyete ilişkin ödevlerin yerine getirilmemesine bağlı yaptırımlara ve re’sen tarh muamelelerine muhatap olabileceği de dikkate alındığında, mükellefiyet devam ettiği sürece bu yükümlülüklerin etkisini devam ettirdiği hususunda tereddüt bulunmamaktadır.

Buna göre davacının, mükellefiyet kaydı devam ettiği sürece her zaman davalı idareye başvurarak İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun yukarıda anılan 10’uncu maddesi kapsamında bir işlem tesis edilmesini istemesi, istemin reddi halinde ise 10’uncu maddede öngörülen usule uygun olarak idari yargıda dava açması mümkündür.

193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu’nun 53’üncü maddesinde çiftçilerin elde ettikleri zirai kazançların, bu Kanun’un 94’üncü maddesine göre hasılatları üzerinden tevkifat yapılmak suretiyle vergilendirileceği; 54’üncü maddede yazılı işletme büyüklüğünü aşan çiftçiler ile biçerdövere veya bu mahiyetteki bir motorlu araca veya on yaşına kadar ikiden fazla traktöre sahip olan çiftçilerin kazançlarının gerçek usulde tespit olunarak vergilendirileceği hükme bağlanmıştır.

Buna göre, anılan Kanun’un 54’üncü maddesindeki işletme büyüklüğünü aşmayan zirai işletmeye sahip bir çiftçinin gerçek usulde zirai kazanç usulüne göre vergilendirilebilmesi için işletmeye dahil etmek koşuluyla on yaşına kadar iki traktöre veya biçerdövere ya da biçerdöver mahiyetinde bir motorlu araca sahip olması gerekmektedir.

Davacının zirai faaliyetinde kullandığı tespit edilen kamyon, 193 sayılı Kanun’un 53’üncü maddesinde sayılan araçlardan olmadığı gibi, kullanım amacı itibarıyla biçerdöver mahiyetinde değerlendirilmesi de mümkün olmadığından, söz konusu araç nedeniyle davacı adına tesis edilen gerçek usulde zirai kazanç mükellefiyetinin kaldırılması talebinin reddine ilişkin işlemde ve re’sen yapılan gelir vergisi tarhiyatında yasal isabet görülmemiştir.

Açıklanan nedenlerle, temyiz isteminin kabulüne ve Ankara 4. Vergi Mahkemesinin 20/12/2013 günlü ve E:2013/1153, K:2013/2151 sayılı kararının bozulmasına, 11/06/2014 gününde oyçokluğuyla karar verildi.

KARŞI OY

Temyiz dilekçesinde öne sürülen hususlar, temyize konu mahkeme kararının bozulmasını sağlayacak nitelikte bulunmadığından temyiz isteminin reddi gerektiği görüşüyle karara karşıyım.

Vergi Yargılama Uzmanı

https://vergiyargilamahukuku.com/hakkinda/

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s